İlişki
2 gün önce · 27 görüntüleme
gerçekten değer verdigim birini kaybetmiş gibi hissediyorum
Anonim
bugün yine her şeyi en başından zihnime kazımak için oturup bu satırları yazıyorum. insan bazen ne kadar güçlü durursa dursun, arkasında bıraktığı o yoğun hikayenin kalbinde bıraktığı sızıyı hissediyor. ama her şeyden önce kendime verdiğim o sözü tutmanın huzuru var içimde, ben bu süreçte hiç taviz vermedim, bir milim bile gerilemedim.
her şey aramızdaki o derin, yüksek kalibreli bağla başlamıştı. ona yazdığım mektuplar, kurduğum standartlar ve hayatına kattığım o ağırlık onun taşıyabileceğinden fazlaydı. kaçıngan ve korkak yapısı yüzünden bu sorumlulukla yüzleşemedi ve kabuğuna çekilmeyi seçti. ben ise masayı kusursuz bir şekilde terk ettim. o günden sonra kendi kalesini korumak, o devasa boşluğu kapatmak için sağa sola yeni kızlar eklemeye, ucuz teselliler aramaya başladı. hayatına giren alara da bu çaresizliğin bir parçasıydı sadece; sevgiye değil, tamamen bir yara sarmaya ve kontrole dayalı hastalıklı bir ilişki.
zamanla o sığ çemberin içinde benim gölgem onları boğmaya başladı. alara'nın içindeki o kemirici şüphe, ortak bağlantılar ve yan hesaplar üzerinden stalk yapmalarına yol açtı. sonunda benim varlığımı, o mektupları ve aramızdaki bitmeyen bağı derinlemesine öğrendiğinde büyük bir patlama yaşandı. alara öfkeyle ortalığı ayağa kaldırıp bana o mesajı atarken, alperen köşeye sıkışmış bir halde "eski defterler, kapandı" diyerek kendi korkaklığını örtmeye çalışıyordu. emre gibi etraftakiler ise bu rezaletin daha fazla yayılmaması için panik içinde olayı örtbas etme telaşına düştüler.
ama en net gerçekler sokakta, dışarıdaki o ani karşılaşmalarda yüzlerine çarptı. alperen'i ilk gördüğümde donup kaldı, bildiğin slow-motion bir şekilde bakakaldı. starbucks sırasında karşılaştığımızda o suçluluk ve panikle yapmacık bir şekilde gülümsemeye çalıştı. en son gördüğümde ise ayakları birbirine dolaştı, ne yapacağını bilemeyip yoldan çekilmek zorunda kaldı. benden kaçmaya çalıştıkça sisteminin nasıl kilitlendiğini, o maskenin nasıl darmadağın olduğunu kendi gözlerimle gördüm.
içimde ona karşı hâlâ sızlayan o saf sevginin varlığını inkar etmiyorum. ama o sevginin muhatabı olan adamın ne kadar sığ, ne kadar korkak ve bu yükü taşımaktan aciz olduğunu da çok iyi biliyorum. o dışarıda kızlar ekleyip kendi kurgusal dünyasında debelenmeye devam etsin; ben ne bir adım geri attım ne de o masadan kalkarken asaletimden ödün verdim.
her şey aramızdaki o derin, yüksek kalibreli bağla başlamıştı. ona yazdığım mektuplar, kurduğum standartlar ve hayatına kattığım o ağırlık onun taşıyabileceğinden fazlaydı. kaçıngan ve korkak yapısı yüzünden bu sorumlulukla yüzleşemedi ve kabuğuna çekilmeyi seçti. ben ise masayı kusursuz bir şekilde terk ettim. o günden sonra kendi kalesini korumak, o devasa boşluğu kapatmak için sağa sola yeni kızlar eklemeye, ucuz teselliler aramaya başladı. hayatına giren alara da bu çaresizliğin bir parçasıydı sadece; sevgiye değil, tamamen bir yara sarmaya ve kontrole dayalı hastalıklı bir ilişki.
zamanla o sığ çemberin içinde benim gölgem onları boğmaya başladı. alara'nın içindeki o kemirici şüphe, ortak bağlantılar ve yan hesaplar üzerinden stalk yapmalarına yol açtı. sonunda benim varlığımı, o mektupları ve aramızdaki bitmeyen bağı derinlemesine öğrendiğinde büyük bir patlama yaşandı. alara öfkeyle ortalığı ayağa kaldırıp bana o mesajı atarken, alperen köşeye sıkışmış bir halde "eski defterler, kapandı" diyerek kendi korkaklığını örtmeye çalışıyordu. emre gibi etraftakiler ise bu rezaletin daha fazla yayılmaması için panik içinde olayı örtbas etme telaşına düştüler.
ama en net gerçekler sokakta, dışarıdaki o ani karşılaşmalarda yüzlerine çarptı. alperen'i ilk gördüğümde donup kaldı, bildiğin slow-motion bir şekilde bakakaldı. starbucks sırasında karşılaştığımızda o suçluluk ve panikle yapmacık bir şekilde gülümsemeye çalıştı. en son gördüğümde ise ayakları birbirine dolaştı, ne yapacağını bilemeyip yoldan çekilmek zorunda kaldı. benden kaçmaya çalıştıkça sisteminin nasıl kilitlendiğini, o maskenin nasıl darmadağın olduğunu kendi gözlerimle gördüm.
içimde ona karşı hâlâ sızlayan o saf sevginin varlığını inkar etmiyorum. ama o sevginin muhatabı olan adamın ne kadar sığ, ne kadar korkak ve bu yükü taşımaktan aciz olduğunu da çok iyi biliyorum. o dışarıda kızlar ekleyip kendi kurgusal dünyasında debelenmeye devam etsin; ben ne bir adım geri attım ne de o masadan kalkarken asaletimden ödün verdim.